Bugun...


Selma SAYAR


Facebookta Paylaş









BİR AYRILIK TÜRKÜSÜ
Tarih: 01-10-2019 11:40:00 Güncelleme: 01-10-2019 11:40:00


“Ayrılık”

            Yedi sesli bir sözcük, ama kendi içinde hem ilkbaharı hem de sonbaharı olan ve çok derin anlamları hiç yüksünmeden taşıyan gizemli bir sözcük!

Bu sözcük uğruna neler söylenmemiş, neler yazılmamış, neler yapılmamış, neler yaşanmamış ki!

Nazım ne diyor:

            “Kimi insan otların, kimi insan balıkların çeşidini bilir, ben ayrılıkların…”

Kaçamadığımız bu gerçeklik, yani ayrılık, ne yazık ki hep vardır insan yaşamında. Kimi zaman gönüllü ayrılıkların debisinde akarsın; kimi zaman da zorunlu ayrılıkların, sürgünlerin sisli belirsizliğinde, göçün, gurbetin, mülteci olmanın dayanılmaz hüznünü yaşarsın.

Sevgilinden ayrılırsın:

            “Ben nice ayrılıklar gördüm ömrümce

            Kuşlar gördüm; kırılmış kolu, kanadı

            Ayrı düşmüş sevdiğinden kuşlar gördüm

            Hiçbir ayrılık bana bu kadar komadı

            Ayrılığın bir ağrıdır vurur şakaklarımda

            Ve büyür gözlerimde bir okyanus kadar

            Derinden ses verir içimde bir tel

            Sonra, birdenbire kırılır, kopar

            Yeryüzü çekilir altından ayaklarımın

            Geçer başıma çöken bir tavan gibi gökyüzü

            Durmadan çalınır kulaklarımda”

 

diyen Ümit Yaşar Oğuzcan gibi, en yıkıcı ‘ayrılık acısını’ yaşarsın. Bağrına bir ağırlık çöker. Kovamadığın arsız hüzün titretir her yanını. Firari yüreğin, faili belli acılara boğulur; içte kanayan bir derin gönül yarası olur. Öyle ki zemheri ayazlarda bile soğumaz yanan yüreğin. İlk kez onsuzlukla ölüm, özdeştir. Kurşuna dizilir devrini tamamlayamamış bütün aşklar! Sürgün edilir bütün anılar! Artık aşk; başkaldırıdır, isyandır…

 

Sevdiğin vatanından, köyünden, kentinden ayrılırsın:

 

            Ayrıldığın yerin özlemi basar her yanını; dallanıp, budaklandığın, kök saldığın coğrafyadan ayrılmak kolay mı? O coğrafyanın kendine özgü havası, sesi, kokusu sinmiştir bütün hücrelerine. Gözünü açıp gökyüzüne baktığında, baktığın gökyüzü, o gökyüzü değildir artık. Soluduğun hava, o hava değil; içini ısıtan güneş, o güneş değil; bastığın toprak, o toprak değil; adı, o ad değil; tadı, o tat değildir artık… Habire bıraktığın yerdeki anılar ayaklanır, dikilir karşına…

Ayrılık”

            Gün gelir, çatar;

            Anadan, babadan ayrılırsın.

            Çocuktan ayrılırsın.

            Gün gelir, çatar;

            Evinden, işinden, eşinden ayrılırsın…

            Gezinen bir gölgedir hayat, gariban bir aktör

            sahnede bir ileri bir geri saatini doldurur

            ve sonra duyulmaz olur sesi, bir masaldır

            gürültücü bir salağın anlattığı

            ki yoktur hiçbir anlamı" der William Shakespeare.

            Ayrılık bu!

 

Yaşamın değiştirilemez gerçeği. Kaçamayız ondan. Gönüllü ayrılıkların, geçici ayrılıkların gidip-gelmelerine alışkınız da zorunlu ayrılıkların yarattığı zemheri çığlığa, karanlık bir geleceğin bilinmezliklerindeki drama alışmak, ölümün öteki adıdır! Geride bırakılanlar; çocuklar, eş, dost ve akrabalar, anılar, mekânlar, topraklar, yuvalar, kimlikler, iç yaralayan, iç paralayan nice öyküler yaratır…

 

Ve

Gün gelir, kapıyı çalar; “son ayrılık”

            Bu kez bedenden ayrılırsın; tıpkı yalnız doğduğun gibi, yalnız da gidersin!

            Ardından;

            “Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasaydı” dizelerinin acı haykırışlarını duymadan!

 

 



Bu yazı 524 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI