Bugun...


Elif YAVAŞ


Facebookta Paylaş









HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR VE SOKAK EDEBİYATI
Tarih: 01-10-2019 12:05:00 Güncelleme: 01-10-2019 12:05:00


     Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanlarını sever misiniz? Televizyon ekranlarına yansıyan bazı eserlerinin filme uyarlanışını izlediniz mi? Gürpınar’ın eserlerinde neden hep kadın konularına yer verdiğini ve ilginç koleksiyonlara sahip olduğunu biliyor muydunuz?

 

     Türk Edebiyatımızda “sokağın anahtarı, sokak dilinin yazarı” diye bilinir Hüseyin Rahmi GÜRPINAR. Annesini kaybettikten sonra kadınlarla büyüdüğü o çocukluk yılları eserlerine konu olmuştur. Tüm sanatçılarımızı incelerseniz hepsinizin geçmişteki iz bırakan yaşanmışlıkları roman ve şiirlerine yansımaktadır. Sanatçımızın yaşamöyküsüne değinelim ve ardından ilginç yönlerine, kitaplarına konuk olalım.

 

     Hüseyin Rahmi Gürpınar 19 Ağustos 1864’te İstanbul’da doğdu. 8 Mart 1944’te Heybeliada’da yaşamını yitirdi. Heybeliada’daki Abbas Paşa Mezarlığı’na defnedildi. Eserlerinde Heybeliada çevresine rastlarsınız ve yazarımızın müzesi de oradadır. “Roman ve öykü yazarı” olarak tanındı. Oyun ve tartışma türünde birkaç eseri olsa da romanlarındaki güçlü gözlemlerinde oldukça başarılır ve otuzdan fazla romanı vardır.  Eserlerinde 19. ve 20.Yüzyıl başındaki İstanbul yaşamını gerçekçi bir biçimde yansıtmıştır. Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa’nın oğludur. 3 yaşında iken annesinin ölümü üzerine Girit’te bulunan babasının yanına gönderilir. Annesizliğin yokluğu, şair Ahmet Haşim gibidir aslında ve annesiz bir çocuk yazardır o da. Şiir değil de düzyazı türünde eserler verir. Babası tekrar evlenince 6 yaşında İstanbul’a anneannesinin Aksaray’daki Konağı’na döner. 

 

     İLK romanı “ŞIK” aynı yıl gazetede tefrika şeklinde yayınlanır. Kendisine büyük ün sağlayan ilk eseri “Mürebbiye” ile “Metres”, “Tesadüf” ve “Nimetşinas gazetede tefrik edilir. (Mürebbiye eserini okumadıysanız muhakkak okumanızı tavsiye ederim. Eğlenerek kitaba dalacak ve güleceksiniz.) Anneannesinin yalısında dadılar arasında geçirdiği çocukluk ve gençlik yılları; İstanbul yaşamı ve insanlarını tüm detaylarıyla öğrenmesini sağlar. Romanlarının bel kemiği işte bu ortamlarda doğar. Ev kadınlarının çeşitli konulardaki düşüncelerini merakla öğrenir. Batılı yazarların yanı sıra Türk Halk Edebiyatından da yararlanır yazarımız. “ROMAN’I, AHLÂKIN AYNASI” olarak gören başarılı bir sanatçıdır. Geniş bir okur kitlesine ulaşabilmek için yalın bir dil kullanmıştır. Öykülerini incelerseniz bunu hemen fark edeceksiniz. “Çok okunan bir yazar” olmasını da bu yalınlığına bağlar. Eserlerinde; toplumsal ve ekonomik eşitsizlikleri, kadın-erkek ilişkilerini, din sorunlarını konu aldı. Gulyabani romanında; hurafeler, toplumdaki batıl inançlar, cahillik, üç harfliler, büyücülük ve hoca gibi konular işlenir. Gulyabani romanının her bir sayfasında insan soluk soluğa kalıyor, acaba sırada hangi olay var diye merak ediyor. Merak, macera, korku ve üç harfliler korkusu okuyucuda gülünç bir etki bırakıyor yazarımızın başarılı mizahî diliyle.

 

      Zeki ve kurnazların, saf ve cahilleri kandırarak işlerini yürüttükleri çarpık bir düzenden kurtulmak için akılcı düşüncenin gelişmesi gerektiğini savunur yazarımız. Dar sokakları, ahşap evleri, konakları, yalıları ve çarşılarıyla hep İstanbul’u işler. Bu yüzden sokağın anahtarı, dili Hüseyin Rahmi’dedir ve sokak edebiyatını başarılı tasvirlerle betimler. Romanlarında döneminin İstanbul’un her kesiminden, sınıftan insana yer verir. Külhanbeyler, züppeler, fahişeler, hanımefendiler, mahalle kadınları, paşalar, memurlar, beslemeler, imamlar, esnaf başkahramanlardır. Çevre betimlemeleri üzerinde durmaktansa karakterlerini güçlendirmeyi tercih etmiştir. Kemalettin Tuğcu’nun çocuk eserlerinden olan “Küçük Besleme” çocukken beni çok ağlatmıştı, ekranlardan kaldırılması için halkımızda tartışmalar bile doğmuştu. Hanımından sürekli şiddet gören küçük bir besleme kızın sığıntı hayatı biz çocukları üzünce; 1990’lı yıllarımızı hatırlayanlar varsa Kemâlettin Tuğcu’nun bazı kitapları Millî Eğitim Bakanlığı müfredatındaki kitaplardan çıkartılmaya karar verildi. Muzaffer İzgü, Kemalettin Tuğcu nasıl ki birçok çocuk kitabını durmadan kaleme aldıysa Gürpınar da çocuklar üzerinden değil de tüm toplum kesimini kaleme almıştır.

 

     Hüseyin Rahmi Gürpınar, kadınlarla dolu çok kalabalık bir evde yetişmiş. Yemek yapmasını, dantel işlemesini, kadınlara dair her şeyi çocukluğunda öğrenmiş. Hatta romanlarında kadın karakterleri çok iyi aktarması da buna bağlanır. Hüseyin Rahmi Gürpınar; anneanne, teyzeler, dadılardan oluşan kadınlarla dolu bir evde büyüdüğü için onlardan nakış işlemeyi, dantel örmeyi, yemek yapmayı, müziğe, estetiğe derin bir sevgi beslemeyi öğrenmiş. Muhtemeldir ki romanlarında kadınları, onların iç dünyalarını bu kadar iyi anlatması çocukluğunda büyüdüğü bu ortamın etkisindendir.

 

   Biraz da ilginç yönleriyle özel hayatına girelim. “Hüseyin Rahmi’nin bir sürü eldiveni varmış mesela. Sokağa eldivensiz hiç çıkmaz, deniliyor. Bunları şık olmak düşüncesiyle değil, mikrop kapma korkusuyla giyermiş. Kapı kollarına mendilsiz dokunmaz ve hiç kimseyle tokalaşmazmış. Peçetesiz, kolonyasız evden çıkmıyormuş. Jestler yaparak konuşan, kibar bir İstanbul hanımefendisi gibi ellerini dizlerinin üzerinde kavuşturarak oturan ya da kısa kahkahalarla gülerek bitiştirdiği parmaklarıyla dudaklarını kapatan, kravat, papyon gibi aksesuarlara düşkün, kırmızı renge tutkun imiş Hüseyin Rahmi. Zaman zaman da kendinden beklenmeyecek kadar sert üslupla yazılmış makaleleriyle kendisini şakacı, nazik biri olarak hatırlayanları şaşırtmış.” Anneanneniz sizi küçüklüğünüzden itibaren hep kadınlarla aynı ortama götürse ve sokakta hiç erkek arkadaşınız olmasaydı emin olun ki sizler de titizlikle karışık süslü, kadınsı bir yaşama gark edilirdiniz.

 

     Refik Ahmet Sevengil, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı anlattığı bir yazısında şöyle diyor: Şimdiye kadar hiç evlenmemiştir. Bir gün sebebini sorduğum zaman önce sıkıldı. Çocukluğunda aralarında büyüdüğü eski İstanbul hanımlarından öğrenilmiş bir mahcubiyet edası ile kızardı, sonra galiba suali cevapsız bırakmış olmamak için gülümsedi: “Yattığım odada başka nefes istemem, sinirlenirim; bunun içindir ki misafirlikte de kalamam…”

 

     Heybeliadalılar o yılların Türkiye’sinde bisikleti ilk kez gördükleri için, bisikletle gezmeyi çok seven Hüseyin Rahmi’ye: “şeytan arabalı“ demişler. 2000’li yıllarda olsa kimse yadırgamaz elbet. Teknolojinin en son modeli çocuklarımızın elinde geziyor ve yeni gelişmelere büyüklerden daha iyi hâkimler. Hanımlar, mutfak ortamı, ev yaşamı, sokak ağzını içeren eserlerinden alıntı bir örnek:

 

   “Çorba lapa olmasın diye bir ocağa koşarım, bir cumbaya koşarım. Bilmem Bulgurlu’ya gelin mi gidiyor, bu ne bitmez tükenmez süs, düzen… En sonunda çıktılar. Hacı’nın kızları Nermin, Narin, Hafız’ın gelini Sadiye, üçü beraber… Hanım, ne kılık, ne kıyafet… Kokona desem bunların yanında kokona da bir şey mi acaba?” (‘Hakka Sığındık’ romanından)

 

     Gürpınar’ın örgü ve dantel merakı, babaannesinin ve teyzesinin yanında büyüdüğü çocukluk yıllarına kadar uzanıyor. İleriki yaşlarında yalnızlığını gidermek, sıkıntılarını unutmak için bu merakı hobiye dönüşmüş. Şimdi müze olan Heybeliada’daki evinde yatak odasındaki yatağın üzerindeki işlemeli pembe örtü ve işlemeler de mutfaktaki masanın örtüsündeki tığ işi motifler de bizzat yazarın kendisine aitmiş. Yazarımızın müzesini gidip görme imkânınız varsa detayları dikkatli inceleyin. Duvarlarda asılı peyzajlar da Hüseyin Rahmi’nin yapıtlarıymış. Yemek yapmayı çok severmiş, özellikle reçel ve dondurma konusunda adeta uzmanlaşmış. Bazen kendimi yazar ve şairlerimizin yerine koyarım. Düşünsenize; ev işlerinden anlayan, dantel ve örgüye meraklı, enfes reçel ve dondurmalar ile çeşitli yemekler yapan becerikli bir ev erkeğini kim istemez ki. Gürpınar evlenseydi belki eşi çok rahat ederdi lâkin aşırı titiz, kapı kollarına bile dokunamayan, kolonyasız evden çıkmayan, pimpirikli ve yalnız karakterler evlilik hayatında hiç başarılı olamıyor. Çocukken; otuz ve kırk yaşını aşmış, simetri takıntısı ve aşırı titizlik hastalığı olduğu için eve kapanıp kimseyle evlenmeyen birkaç büyüğümü hatırlıyorum.

  

     Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın bir liste eseri var. Hiç evlenmeyen, titizlik hastası bir insanın ömrünü kitaplarına adadığı ne kadar da bellidir. Her yazar ve şairin kitapları gözbebeği bir çocuğu gibi olmuştur, bunu kendim bizzat yaşayarak biliyorum. En çok roman türünde eser vermiş, belki de romanlarıyla tebessüm ettik çoğu zaman.

 

     En bilinen başlıca romanları: Şık (1889), İffet (1896), Mutallâka (1898 Mürebbiye (1899), Bir Muadele-i Sevda (1899), Metres (1900), Şıpsevdi (1911), Nimetşinas (1911), Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1912), Gulyabani (1913), Cadı (1912), Sevda Peşinde (1912).

          Öykülerinden birkaç örnek: Kadınlar Vaizi (1920), Namusla Açlık Meselesi (1933), Katil Bûse (1933), İki Hödüğün Seyahati (1934), Tünelden İlk Çıkış (1934), Gönül Ticareti (1939), Melek Sanmıştım Şeytanı (1943), Eti Senin Kemiği Benim (1963).

 

         Oyun türünde yazdığı eserlerinden birkaçı: Hazan Bülbülü (1916), Kadın Erkekleşince (1933).

 

     Her hâliyle farklıdır Gürpınar. Gulyabani, Mürebbiye, Şık adlı kitaplarını okumanızı muhakkak tavsiye ederim. İstanbul kesimi, halkın batıl inançlarla komik duruma düşmesi, ev halkının günlük yaşamı mizahî bir dille sizi kitapta yolcu eder. Bazı romanları televizyon ekranlarında yer aldı, tabii eserle bire bir değil de biraz farklı dilde canlandırılmış. İlginçtir yazarlar. Kıpır kıpır çocukluk yaşamları gün gelir kitapta toplanır. Enteresan insanların kalemine yolcu oluverir edebiyat. Hıçkırığı kesilen çocuk şairlerin, ufacık yaşta annesiz kalan yazarların yüreğinde buluşur da mürekkebe akseder sanat. Farklı yazarların bambaşka hayat hikâyelerinde buluşmak dileğiyle…  

 

 



Bu yazı 447 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI