Bugun...



AYTMATOV—YENİ ÇAĞIN MEVLANASI
Tarih: 03-04-2019 08:52:25 Güncelleme: 01-05-2019 16:28:25 + -


Türkmenistanlı yazar Oraz Yağmur, Cengiz Aytmatov hakkında önemli bir yazı kaleme aldı.

facebook-paylas
Tarih: 03-04-2019 08:52

AYTMATOV—YENİ ÇAĞIN MEVLANASI

     1983 yılında Türkmenistanın büyük klassik şairi Mahtumkulunun doğumunun 250 yıl dönümü

     Sovyetler birliğinin seviyesinde hem Aşkabatda hem Moskovada   tantanalı bir bayram havasında geçiyordu. Aşkabatdaki etkinliklere dünyanın bir çok yerinden şairler, yazarlar, bilim adamları katılıyordu. Aşkabada Cengiz Aytmatov geldi. O zamanlar bizim hepimiz Aytmatovçılardık. Onun,nerede olsa olsun bir sözcüğüni bile işitdigimiz zaman, hemen alırdık, çignemeden yutardık. Aytmatov Aşkabada ilk kez geliyordu ve katılımçıların arasında en şöhratlısı, gönlümüze en yakınıydı. Ben onun en bir ufak hareketlerini de ihmal etmeden gözlerime resim gibi çekiyordum.

    Doğrusu, biz o yıllar Aytmatovun eserleri ile nefes alıyorduk. Anekdot gibi bir olayda yadımda: Arkadaşlarımızın birisi evleniyor ve gelini ile bir-bire kaldıgında; “Sen Aytmatovun hangi eserlerini seviyorsun?” diyor. Gelin:”Ben sadece “Deve gözlü” hikayesini okudum.” diyor. Evlenmiş kişi sinirli söylüyor: “Nikah  kılınmadık olsaydı, sana evlenmezdim. Aytmatovun  eserlerinin tümünü okumadan yaşamak olurmu?” demiş.

    Aytmatov Aşkabada geliyormuş diye işittiğimde benim hatıramda kalmış bir olayda aklıma geldi: Üniversite yıllarımda  köylü bir kıza aşık olmuştum. Ama o kız bana hiç bakmıyordu. Aşk mektuplarım  cevapsız kalıyordu. Günlerin birisinde bir dergide Aytmatovun genç ve öylesine yakışıklı resmine  rastladım. O foto bana çok benziyordu. Düşünmeden hemen o resimi aşk mektubumun bir yanına yapıştırarak kıza gönderdim. “Köylü kız Aytmatovu  nebilsin?!” Benim, fikrimce kız resime bakarak, könlü bana dönmeliydi. Böyle yakışıklı yiğidi kaçırmayayım demeliydi. Bu kez cevap beklenendende çabuk geldi. Öyle cevap keşke hiç gelmeseydi. ”Oraz bey! Sen benim hakiki sevgilimin resmini göndermişsin. Teşekkür ederim. Senden aldığım mektup son mektup olsun!”

   Şimdi o geçmiş günleri hatırlayarak, tiyatro sahnesine  gözlerimi kırpmadan bakıyorum.Orada masa başında Aytmatov oturuyor. Onun  yüzündeki en ufak detayları bile gözden kaçırmıyorum. Köylü kızın aşkının nedenlerini arıyorum. Aytmatov hiç bir hilesiz, biraz gamlı gözlerini bir noktaya ỳönlendirerek göz kabaklarını kırpmadan uzak bakıyor. Biçilmemiş, kabarık ve gür saçlarını sağ elinin parmaklarıyla  zaman-zaman daraklıyor.

   Aytmatov gülümsediğinde o kadar yakışıklı oluyor, sanki tüm dünya gülüyor. O kendisini öyle rahat tutuyor, kimse ona havalı yada yukarıdan bakıyor deyemez. Dünya çapındaki büyük şöhratı Aytmatovun tabiatına zarar vermeye imkansız gözüküyor. Bunu  doğru düşünen her kişi duyabilyordu. Onun çevresindekilere çok dikkatlı bakışı hem bunun kanıtlarının birisiydi.

    Bu büyük yazarın yüzünden, hatda fotolarından bile çok değişik bir mihribanlık, olağanüstü bir kendisine çekicilik, seninle çok yakın  bir duygudaşlık açıkdan açık coşup taşıyordu. Belkide köylü kız bu durumun farkında olduğu için  Aytmatova sevgilim demişdir.

    Aytmatovun aurası-insanlara bol-bol verdiği, insanlarda üretdigi enerji hakkında çok-çok ayrıntılı ve uzak söhbetler yapılabilinirdi. İnsanların  Aytmatova verdigi enerji hem çok yüksekdir. “İlham kaynağım halkdır.” diye yazar çok tekrarlıyordu…

    Tiyatro sahnesine bakan gözler Aytmatovdan başkasını görmek istemiyordu. Büyük Mahtumkulu hakkında söylemek sırası Cengiz ağamıza  geldiğinde o kadar  kuvvetli alkış  yağmaya başladı ki, şimdi-şimdilerde o güzel fırsat göz önümde canlı gözüküyor. Aytmatov mikrofon önünde beklemek durumunda kaldı. O sağ elini yüregine yetirerek birkaç defa baş eğse bile gürültü devam etdi. Aytmatov genç bir delikanlı gibi heyecanlandı, mikrofona kolay durarak: “Minnettarım, minnettarım!” dedikden sonra alkışlar bitdi. Aytmatov  her iki elini öne açarak, dua okuyan gibi söylemeye başladı.

    Cenğiz ağa  Mahtumkulu hakkında tarihi bir konuşma yapdı. O kadar manali bir konuşmadı ki, o cümlelerden mücevher üretdiğini her kes biliyordu. Aytmatovun payladığı mucevherleri tartmaya terazi bulunmayacakdı. Millet Aytmatovun  yalnızca yazar deyil, üstelik  çok derin bir felsefeçidiğine yine bir defa şahit oldu. Onun konuşmasında şöyle mısralar vardı:

     “Türküstanda  on sekizinci yüz yıl Mantumkulunun şiirlerinin yüz yılıdır.”

     “Mahtumkulu dünya şiir hazinesine girmiş şairdir, şiirle söylemiş akıldardır.”

      Büyük yazarın bu coşkulu konuşması birkaç defa  alkışlarla kesildi. Aytmatovun  gönlüne en yakın şairlerin birisinin Mahtumkulu olduğuna hiç tereddüt kalmadı.

    Ben o kadar heyecanlıdım ki, Aytmatovu  hemen beyaz ata  bindirerek, şehir-şehir, sokak-sokak dolaşdırmak istiyordum.

***

     Dağa     Benziyen    Ağa

 (Cenğiz Aytmatov Ağabeyimize)

                   

Gelirseniz Aşkabada

Beyaz atla göreyim.

Dizgini tutup bir yanda

Sevinçli  yürüyeyim.

 

Cengiz ağa, Cengiz ağa!

Akca başın benzer dağa.

 

Gelirseniz Aşkabada,

Getiriniz Cemileyi.

Yediğeyle içsek bade,

Bitiririz o çileyi.

 

Eski Cengiz kanlar döküp,

Yurtlar yıkıp han olduysa,

Sözden mücevher üretip,

Gönüllere sultan oldun!

Ayha canım! Ayha canım!

El seven kahraman oldun.

 

Cengiz ağa, Cengiz ağa!

Aladağa benzer ağa!

            ***

        Aytmatovun ne kadar yiğit ve cesaretlidiğini çoklar biliyordu. Gerçeği  söylersek, Aytmatov

Sovyetlerin sınırları içerisinde Türkçülüğün—Türkseverliğin en kuvvetli lokomotifi olmuşdur.

     Sovyet zamanında Türk dilli halkların yardımcısı, gönül kıvancıydı. Müslumanlığına, Türklüğüne ve fukaralığına  rağmen Aytmatov Sovyetler birliğinde, sonra dünya  çapında en önde gelen yazarların seviyesine yükselmeyi başardı.

     Demir perde Aytmatovun kudretli kaleminden aciz geldi.

    Ben Aytmatovu düşündüğümde, nedenini bilmiyorum ama boynuzları büyük-büyük dallı, Sibirya geyiği göz önünde canlanıyor: yorulmak yok, korkmak yok, enginleri-yokuşları bilmek yok, karı-buzu, fırtınayı bir kuruşa almak yok, hür ve özgür geyik.

    Aytmatov bir ağaçla orman olmayacağını çokdan  bilen insan.  O Dağistanlı şair Rasul Gamzatovun, Balkar Türklerinden Kaysın Kuliyevin, Kalmık şairi David Kuğultinovun, Kazak şairi Olcas Süleymenovun, Muhtar Şahanovun, Kırgız sinemacısı Tölemiş Okeyevin, Türkmen bestecisi Nuri Halmämmedovun ve yine onlarca edebiyat, sanat insanlarının dünyaca tanınmasına destek oldu.

     1994 senesinde Türkiyede yapılmış olan Türk dünyasının kurultayında  Türk dünyasının yeni ufuklar açma çabalarına büyük destekçi olmuşdu.

      Biz Aytmatovla son kez Elazığda buluşduk. Yazar eskisi gibi çevresindeki insanlara coşğulu, hoş bir hava paylıyordu. Elbetde, o bioenerjiyi daha bol-bol dağıtıyordu. Ben Aytmatovla selamlaşdığımda iki elimle tokalaşdım. Eğer yüreğim el olsaydı, ben üç elimle tokalaşardım.

     Dünya insanlarının gönül avcısı olmuş, onlara yaşam umudunu vermiş romanları, hikayeleri yazmış o kudretli parmakları canı-gönülden sıkmak ne mutlu!

     Benim Turkmenistandan  geldiğimi öğrenince gözleri daha parlak bakdı.

     --O-ov,çok iyi. Ben Türkiyede her adımda Türkmene bağışlanmış heykel görüyorum.—Aytmatov gözleriyle yukarıyı gösterdi. Yukarıda, büyük Harput tepesinde Balak Gazi beyaz at üzerinde yeni zafere uçuyordu.—Türkmenistan nasıl?

    Sonra biz Türkmenistanla ilgili uzak söhbet etdik. O söhbet sırasında bana bir soru yöneltdi. “Bizim bir filosofumuz var. Karşılaşdığımda  bu soruyu ona veririm diyordum. Siz-de onu bana yöneltdiniz.” dediğimde, Cenğiz ağamız kışı bahara döndürüp gülümsedi. Sonra ben ona köylü kızla ilgili başımdan geçeni söyledim. O güzel bir kah-kaha yapdı. “He-ey, sevgiler uzun zamandır unutuldu gitdi.” Ol Türkmenistanlı dostlarını  hatırladı, onlara selam gönderdi. “Türkmenistana zar oldum. Kaç seneler oldu Türkmenleri görmedim. 2008 de Mahtumkulunun doğumuna 275 yıl oluyor, besteçi Nuri Halmämmet-de 70 yaşıyor. Davet etseler varırım. Halmämmedovun  müziği o kadar derin ki, dinlediğinde gecenin geçeni duyulmuyor.”

      Ben Aytmatovdan soyadının ne anlama geldiğini sordum. O bu güne kadar soyadı ile hiç ilgilenmediğini, ama çok enteresan soru verdiğimi söyledi.

     Ayd—arapça toy, bayram demekdir. Türkiye türkçesinde başka anlamda-da kullanılıyor, mesela- bana ait.

     Mat—Muhammet isminin Orta Asyada kısaltılmış türü ve bir ismin eki olarak kullanılıyor: Mämmet-Mat-Met-Mät.

     Aytmat—Muhammedin bayramı yada Muhammede ayd-Muhammet ümmeti demekdir.

  Aytmatovun eserleri hakkında yazılmış  makaleler, kitaplar az değil. Aytmatov yeni edebiyata çok-çok yenilikler getirmiş bir yazardır. Edebiyatın  tüm insan meselelerine kolaylaşmasında

     Aytmatovun başarısı sınırsızdır. O tarih ya gelecekle ilgili olsa bile bu günü göstererek yazıyordu. Büyük yazarın her bir eserinde kelimelerin, cümlelerin, mısraların arasında bile güzel kokulu felsefe havası dolu-doluydu. O ne kadar ağır insan  trajesini yazsa-da okur yaşam umudunu sağlam saklayabiliyordu.

     Aytmatov insan ögreniş konusunda çok derinlere ulaşmış nadir bir yazardır. Aytmatova bizim çağımızın Mevlanası  diyebiliriz.

     Çağımızın Mevlanası bizi çok-çok erken ağlatdı. Tek Türk dünyası değil, tüm dünya  kültürü öksüz kaldı. Aytmatovun ölümüyle mevcut olmuş boşluk yakın bir zamanda dolacağa benzemiyor.

     

 




Kaynak: Oraz Yağmur

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 587 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MİSAFİR KALEMLER Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
YUKARI