Bugun...



AYFER YILMAZ: "ÖĞRETMENLİK YAŞAYARAK ÖĞRENİLİR."
Tarih: 13-01-2019 09:16:09 + -


Halen Ankara Mamak ilçesindeki bir okul da öğretmenlik yapan Ayfer Yılmaz, öğretmenlik mesleğiyle ilgili önemli konulara değindi.

facebook-paylas
Tarih: 13-01-2019 09:16

AYFER YILMAZ:

AYFER YILMAZ

ÖĞRETMENLİK YAŞAYARAK ÖĞRENİLİR

       İnanmak başarmanın yarısıdır diyerek başladım öğretmenlik mesleğime. Cumhuriyetimizin ilk eğitmenlerinden olan dedemin mirası olarak devraldığım öğretmenlik mesleğimin, gururunu ve onurunu yaşıyorum. 1985 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandım. 1989 yılında mezun oldum. Fakat o yıllarda alanımızda atama yoktu… Evlendim. Bir oğlum oldu. Beş yıl evde bekledim.   Oğlum beş yaşına gelene kadar bize atama yapılmadı. Açıkçası benim de işime geldi. Oğlumu büyüttüm. 1994 yılında bizim bölümlere atama yapılmadığı için bizleri sınıf öğretmeni olarak atayacaklardı. İleride hayatımın anlamı olacak sınıf öğretmenliğini, biraz tedirgin olarak kabul ettim. Tedirgindim çünkü eğitimini almadığım bir branştı. Stajımı, lisede, Fransızca olarak yapmıştım ama küçücük çocuklara nasıl davranacaktım, onları nasıl eğitecektim? Durumu kabullenmem uzun sürmedi. Başaracaktım. Sevinçliydim. Çünkü öğretmen olacaktım. İstanbul’da ilk görevime başladım. Görev yaptığım okul dezavantajlı çocukların bulunduğu bir bölgedeydi. Elli sekiz kişilik bir sınıftı. Sınıfa ilk girdiğim anda şaşırdım, kalabalıktı, bana daha da kalabalık geldi. Gürültülüydü, bana daha da gürültülü geldi. Sınıfını devralacağım arkadaş bana; ‘’Hocanım hiç kaygılanma, bu iş Yaparak Yaşayarak öğrenilir’’ dedi. Çıktı gitti. Evet, gerçekten de öğretmenlik hayatımın ilk yirmi yılını sınıf öğretmeni olarak, yaparak yaşayarak öğrendim ve oldukça başarılı bir meslek hayatı geçirdim. Şu an iki yıldır idarecilik yapıyorum.

ÇATAL BIÇAK KULLANMAYI İŞ EĞİTİMİ DERSİNDE ÖĞRETMENİMDEN ÖĞRENDİM EFENDİM!

       Öğretmenlik sevgi işidir, gönül işidir, emek işidir, özveridir. Almadan vermektir, öncesinde karşılıksız sevmektir, ama sonrasında katlanarak çoğalan, çoğaldıkça kabına sığmayan bir haldir öğretmenlik. Bir özel gününde kutlamadır. Kalpten ve dilden dökülen duygulara sebep olmaktır. Tıpkı yaşı yirmi dördüne gelse bile, hala o sınıftaki küçük kızın duyguları gibi… Şöyle der özel bir günümü kutlayan mesajında; ‘’Canım öğretmenim, bugün bulunduğum konumda, bildiğinizden daha çok emeğiniz var üzerimde. Sadece öğretmen olarak değil, bir kadın olarak, bir anne olarak yadsıyamam emeklerinizi. Ayaklarımın üzerinde durmayı, bunu yaparken de bunun hayatın bir gerekliliği olduğunu öğrettiniz bana. Bir kadının elindeki en büyük sihrin yoktan var etmek olduğunu öğrettiniz. Bir kadının iş dünyasında, arkadaşlarının yanında, ailesi ile beraberken nerde olursa olsun bir adım geride değil, hep omuz omuza olması gerektiğini pekiştirdiniz. Tam bir lider kadın olarak, kendini dahi aşarak herkesin önünde,  kimseye muhtaç olmadan dimdik durdunuz ve hep yaptıklarınızı anlattınız, şimdi tam da yaşı yirmi dördünde olan kızınız Güler’ e. Güçlü kadın! Sizin gibi idealist ve güçlü öğretmenler hiç eksilmesin hayatımızdan...’’

       Sürekli yaparak yaşayarak öğrenmeyi öğretmeyi hedefledim. Dezavantajlı bir bölgede olmasına rağmen okulum, çocuklar sofra adabını, sınıfta iş eğitimi dersinde öğrendiler. Bir gün, iş eğitimi dersi için, sınıfta yemek yiyelim dedim. Çocuklar çok heyecanlandılar. Beraberce menüyü belirledik. Sınıfta makarna pişirecektik. Yanında da salata. Amacım, şartları iyi olmayan bölgede yaşayan çocuklara sofra kurdurup, çatal, kaşık, bıçak kullanmayı öğretmekti. Heyecan içinde çocuklar istenilen malzemeleri getirdiler. Sınıfta, her zaman olduğu gibi yaparak yaşayarak, makarna pişirme ve salata yapma işini benim kontrolümde gerçekleştirdik. Sınıfta masalarımızın üzerine soframızı kurduk. Sofra düzenini aldık. Görgü kurallarına uyarak yemeğimizi sınıfta yedik. O gün karnımızı, gözümüzü gönlümüzü doyurduk. O günlerde öğrencilerimden birini, lüks bir otelde yemeğe davet ettiler. Davete götüren kişi neyle karşılaşacağını bilmemekle birlikte çocukla aynı masaya oturur. Yemekler sırasıyla gelir. Çocuk sınıfta öğrendiği bütün kuralları yerli yerinde uygular. Götüren kadın çaktırmadan çocuğu izler. Yemek bittikten sonra usulca çocuğun kulağına eğilerek sorar ’’senin geldiğin çevre belli, sen çatal, kaşık, bıçak kullanmayı, kısacası sofra adabını nerden öğrendin? Çocuk kendinden emin bir tavırla : ‘’Sınıfta iş eğitimi dersinde öğretmenimden öğrendim efendim’’ der.

ADIM ADIM HALK OYUNLARI

       Ben öğrencilerimin sürekli sosyal, kültürel,  sanatsal faaliyetlerin içinde bulunmalarına, onlarla yaşamalarına özen gösterdim. Öğretmenliğimin ilk yıllarında, çocuklarımın halk oyunları oynamaları için çareler aramaya başladım. Kendim halk oyunu oynamayı bilmiyor fakat öğrencilerime oynatmak istiyordum. Bir gün Şerife öğretmenin de benim gibi halk oyunu bilmediğini ancak sınıfının çok güzel Silifke yöresi oyununu çıkardığını gördüm. Bunu nasıl başardığını sordum. O da bana Eğitim Teknolojilerinde Adım Adım Halk Oyunları CD’lerinin satıldığını ve her yörenin bulunduğunu söyledi. Hemen vakit kaybetmeden gittim. Sanki orada, hazine bulmuşçasına sevindim. Her yörenin oyunları, hem de adım adım figürlerle öğretiliyordu. Hemen her yörenin CD sini alıp okula geldim. On yıl aralıksız bütün öğrencilerime çeşitli yöreleri oynattım. Gerçekten de adım adım halk oyunlarını öğretip,  önemli günlerde çocuklarımın gösterilerini gururla izledim. Ne onlar beni, ne ben onları unutabildik. Ankara’nın Hüdayda’sında, Silifke’nin Yoğurdunda, Elazığ’ın Çayda Çırasındaki figürler bizi birbirimize öylesine bağladı ki yıllar geçse de o bağlar hiç kopmadı.

ÖĞRENCİNİN GÖZÜNDE ÖĞRETMEN

       Ben, bazen öğrencilerime bana mektup yazmalarını isterdim.’’ Kimse adını soyadını yazmasın, bende görmek istemediğiniz, benim sevmediğiniz yönümü yazın.’’ derdim. Zaman zaman yazdıkları, küçük kâğıtlardaki övgü dolu yazıların haricinde, gerçek duygu ve isteklerini duyunca kendime gelirdim. Çocuklar o kadar masum, saf ve temizler ki bütün duyguları gerçek ve içten. Ben de o eleştirilerle kendime gelir ve kendime çeki düzen verirdim. Her şeyin,  her zaman tozpembe olmadığını, o minik yüreklerin kocaman cesaretiyle yüzleşirdim. İyi de olurdu benim için, özeleştiri imkanı bulurdum. Ve onların gözünde kendimi görürdüm.

ÖĞRETMENLİK MESLEĞİMDE BENİ DERİNDEN SARSAN ÖLÜM!

Öğretmenlik mesleğim boyunca günlük tuttum. Tuttuğum bu not defterimden bir anımı sizinle paylaşmak istedim.

Gül Kokulu Ebru’mun Anısına…

       Ebru birinci sınıfa başladığında, zayıf, çelimsiz, açmaya çalışan bir tomurcuk güle benziyordu. Diğerlerinden farklıydı. Biraz çekingen, ürkek, oldukça sakin bir çocuktu. Annesi ilk gün sağlık durumundan bahsetti.

         Ebrunun rahatsızlığı kalbinin sürekli büyümesiydi. Kalp nakli gerekiyordu. Bu da pek mümkün değildi. Kalbi pille çalışıyordu. O küçücük bedeniyle, hayat dolu bakışlarıyla kendince farkında olmadan yaşam mücadelesi veriyordu.  Durumunu öğrendiğim ilk günden sonra kendisiyle daha farklı ilgilenmeye başladım. Onunla aramızda inanılmaz bir sevgi bağı oluşmaya başladı. Aramızdaki sevgi alışverişinin Ebru’nun hayatında olumlu değişimlere sebep olduğunu gördükçe mutlu oluyordum. Ve onunla daha çok ilgileniyordum.  Onun gülümsemesi ve mutlu olması için çalışıyordum.

         Bir gün telefonum çaldı. Arayan Ebru’nun annesiydi.  Yalvarır gibi heyecan içinde ‘’Hocam hastaneden arıyorum. Ebru yoğun bakımda, sabah gözünü açtı. Sizi istiyor. ‘’ Heyecanlandım. Korktum. Çünkü Ebru’ya her an bir şey olabilirdi. Yani o küçücük kalbi durabilirdi. Hemen atlayıp hastaneye gittim. Gittiğimde çaresiz, bitkin bir halde gördün annesini. Beni görünce Ebru’ya bir şey olmayacakmış gibi inançlı gözlerle baktı yüzüme. Nitekim de korkulan olmadı. Ebru o yazı mutlu ve olabildiğince sağlıklı geçirdi. Böyle böyle iki yaz daha geçirdik.

       Bir Haziran ayı son ders zili çaldı, okullar kapandı. Artık Ebru mezun olmuştu. Büyük bir rahatlık içerisindeydim. Çünkü doktorların biçtiği ömrü atlatmış, gönül rahatlığıyla Ebruyu mezun etmiştik. Yaz tatili geçip, eylülde okullar tekrar açıldığında,  ben 1. Sınıf öğretmenliğine yeniden dönmüştüm. Mezun ettiğim öğrencilerim büyümüşler ve artık ortaokullu olmuşlardı. Onlarla aynı binayı paylaştığımız için teneffüslerde beraber oluyor, ders zamanları ayrılıyorduk. Gözüm yine içlerinde Ebruyu arıyordu. Yakın arkadaşları olan Kübra ve Güler’e onu sordum. ‘’ Öğretmenim Ebru artık okula gelemeyecek, takati kalmamış’’ dediler. O sırada içimde fırtınalar koptu ama çocuklara belli etmedim.

       Bir gün bir haber aldık. İnanılmaz ama gerçekti. Sınıfa Ebru’nun kardeşi  Ayşe geldi.  ‘’ Öğretmenim, ablam sizi istiyor, okula gelmek istiyor!’’ dedi. Ben hiç tereddüt etmeden hemen koştum. Arabam okulun bahçesindeydi. Arabaya doğru giderken bahçede eski öğrencilerimden Kader ve Kübra’yı gördüm. Ebru’nun onları çok sevdiğini bildiğim için ‘’Çocuklar hemen Ebru’ya gidip gelelim!’’ dedim. Çocuklarla arabaya bindik, okulun biraz aşağısında olan evlerine gittik. Ebru’yu görecektik.  Ben arabayı park edene kadar çocuklar Ebru’nun yanına çıktılar. İçimde anlatılmaz bir sıkıntı vardı. Arabayı okula doğru çevirmek istedim. Ebru indiğinde yorulmamalı, hemen binmeliydi. Benim geldiğimi duyunca son gücünü toparlayarak kalkıp bana doğru gelirken evin çıkış kapısında olduğu yere düşüp kalmış. Küçük Ayşe telaşla yanıma koştu. ‘’ Öğretmenim, koş ablam hastalandı!’’ dedi. Nasıl koştuğumu hatırlamıyorum. Geldiğimde kapının eşiğinde ebru oturmuş, diğerleri onun başındaydı. O an ne yapabileceğimi düşündüm. Annesi ‘’ Polikliniğe götürelim.’’ dedi. O anda yanağına dokundum, sıcacıktı ama gözleri kapalıydı. Annesi ağlıyor, çocuklar ağlıyordu. Ben hem şaşkın hem ağlıyordum. Çocuğu hemen polikliniğe götürdük, oradan hastaneye götürmemiz istendi. ‘’ Ambulans yok mu ?’’ diye bağırdığımı hatırlıyorum. Arabayı çalıştırmamı istediler. Hepimiz bindik. Hacettepe’ye nasıl gidilir, nasıl yetişilir bilmiyordum. Şaşkındım ve korkuyordum. İçimden sürekli dua ediyordum. ‘’ Allah’ım korktuğumuz başımıza gelmesin’’ diye.

       Ebru bana geldiğinde bir bebekti. Birlikte geçirdiğimiz beş yıl içerisinde büyümüş, genç kız olmaya başlamıştı, o ölmemeliydi. Hele hele benim yanımda, kurtarmalıydım onu. Bunları düşünmemeye çalışıyordum. Sürekli Ebru’nun kurtulması için dua ediyordum. Yollardan nasıl geçtim, arabayı nasıl kullandım bilmiyorum. Devamlı korna çalıyor, elimle yolu açın işaretleri yapıyordum. Bir an önce hastaneye ulaşmak istiyordum. Ebru’nun yolda iki defa sesini duydum. Arabayı kullandığın için bakamıyordum ama hissediyordum. O minicik yavrum, dünya tatlısı kızım benim çabalarımla kurtulabilirdi. ‘’ Allah’ım çabam boşa çıkmasın’’ diyordum. Nihayet hastaneye yetiştik. Acilde doktorlar hemen müdahale ettiler. Aradan geçen zaman içinde doktorlar olumlu bir şey söylemiyordu. Zaman geçtikçe ümitler tükeniyordu. Doktorlar arada bir gelip ‘’ Tedaviye cevap vermiyor, durum çok kötü!’’ diyorlardı. Doktorlar son geldiğinde babasına bir şeyler söylediler. Babası yere yığılıp kaldı. ‘’ elimizden geleni yaptık, kurtaramadık, Ebru’yu kaybettik !’’ demişlerdi. O ana kadar yanımda bana sarılı olan annesi ise fırlayarak yavrusunun yanına gitti. O da orada bayıldı. Ben çaresiz, sessiz, son derece perişan ve üzgündüm. Tüm gayretlerime rağmen Ebru’yu kurtaramamıştık. Allah’ım kimseye o anı ve evlat acısını yaşatmasın.                 

NEDEN İDARECİ OLDUM

       İnsan başarılı olacağına inandığı işi yapmalı bence. Yirmi yıllık dolu dolu geçen bir öğretmenlik mesleğimin kalan kısmını idareci olarak yaşamak istedim. Sınıfta edindiğim tecrübe, yaşanmışlıklarım ve birikimlerimi en doğru şekilde, en doğru yerde kullanmalıydım. Bunun için idareci oldum. Artık yön veren, idare eden, yeni projelerle çocukların hayatına dokunan bir idareci olmalıydım. Çünkü koltuktan güç almaya değil, koltuğa güç vermeye gelmiştim. Nitekim de, okulumda hayallerim, hedeflerim, isteklerim kısıtlı imkânlara inat yerine gelmeye başladı. Hayal ettim, istedim, inandım, güvendim ve başardım. Ama bunu yaparken, hiçbir zaman tek başıma başlamadım işe. Arkamı yasladığımda gücünden güç aldığım, bana her zaman ve her yerde destek veren eşim, doğdukları günden beri, beni hiç üzmeyen ve onların anneleri ben olduğum için hep gurur duyan, üç pırlanta evladım, minicik varlıklarıyla yaşama sevincimi arttıran ikiz torunlarım Masal & Rüzgar ve onların anneleri  güzel kızım. Diğer yarım, sol yanım dediğim kardeşim. Varlıklarıyla bana güç veren, hayatıma dokunan, hayatlarına dokunduğum bütün sevdiklerim, akrabalarım, arkadaşlarım, kardeşlerim, öğretmenlerim ve öğrencilerim. Tabi ki okulumun, Mehmetçik İlkokulu’nun mimarları dediğim, öğretmenlerim, ekibim. Hiç yalnız değildim. Yol haritam, hep iyi bir ekip ve ekip ruhu oldu. Hep ekibimle çalıştım. Hayata geçirdiğim her çalışmayı bir proje kapsamında yürüttüm.

       ‘’Hiçbirimiz, hepimiz kadar güçlü değiliz.’’ düsturunu kendimize şiar edinerek çoğu projelerimize imza attık.

BİZ KOCAMAN BİR AİLEYİZ

       İdareci olarak geldiğim ilk gün direk öğretmenler odasına gittim. Temmuz ayında göreve başladığım için, okulda öğretmen yoktu ve kendim de öğretmenler odasından geldiğim için öğretmenlerin neye ihtiyacı olduğunu bilebilirdim. İlk gördüğüm manzara hiç iç açıcı değildi. Öğretmen her şeyin en iyisine layıktı. Değişime buradan başlamalıydım. Öncelikle mutfak tezgahını değiştirmekle başladım işe. Sonra yaptırdığım stor perdeyle ev ortamı sıcaklığı oluşmaya başladı odada. Öğretmenlerim eylül ayında gelene kadar ben yapacağım işleri planlamaya başladım. Veliler benimle tanışmak için geldiklerinde onlara okulumuzu kolej yapacağım demiştim. Söylediğim bu söze ben de inanmıştım, çünkü kulağa çok hoş geliyordu.

       1 Eylül gelip okullar açıldığında öğretmenlerime ‘’HOŞ GELDİNİZ’’ pastası hazırlatarak, tanışma sürprizi yaptım. Benim aralarına katılmamdan mutlu olan öğretmenlerim de bana sürpriz bir kahvaltı programı düzenleyerek birlik ve beraberlik içinde çalışma sözü verdiler.

OKUDUĞUMU ANLIYORUM PROJESİ

       İyi bir yönetici aktif olmalı, yenilikçi olmalı. Bizzat kendisi okuyarak ve okumaya önem vererek rol model olmalı. Biz de bu kapsamda, okulumuzda hedeflerimize ulaşmak için bir çalışma yürüttük. Öğrencilerimizin başarısı için okulumuzda etkili okuma -dinleme- yazma ve konuşma, okuduğunu anlama becerilerine yön veren temel beceriler olduğundan, akademik başarıyı yükseltmek adına ‘’OKUDUĞUMU ANLIYORUM PROJESİ ‘’başlattık.

       Yaptığımız kitap kampanyası ile büyük emekler sonucu Türkiye’nin çeşitli illerinden eğitim ve öğretime duyarlı kişi ve kurumlar tarafından, okulumuza, 1000 kitap kazandırdık. Toplanan kitapların değerlendirilmesi ve hedefimize ulaşmak için okulumuzda atıl durumda bulunan kantini OKUMA ODASINA çevirdik. ’’KİTAP KURDU OKUMA ODASI’’ adını verdiğimiz bu sevimli odamız ile, ev ortamında, minik gönüllere dokunduk. Yerlere koyduğumuz minderlerle, halısıyla, kitaplığıyla sıcak bir ev ortamı hazırladık. Öğrencilerimiz ayakkabılarını çıkararak odaya girip minderlerin üzerinde oturarak kitaplığından aldığı kitaplarıyla kitabını okur ,böylece OKUDUĞUMU ANLIYORUM PROJESİ hayat bulur okuma odamızda.

       Yaptığımız proje kapsamında her hafta Cuma günleri 6. Ders saati bütün okul olarak OKUMA SAATİ uyguluyoruz. Bu uygulama ile amacımız, çocukların okuduğunu anlamalarını, kitap okuma oranını arttırmalarını hedefliyoruz.

       Ayrıca, bu proje kapsamında, okuma odamızda  çocuk kitapları yazarı ağırladık. Minik gönüllerin kocaman dostu oldu yazarımız.

       Ölünce unutulmak istemezseniz ya okumaya değer eser yazın veya yazılmaya değer işler başarın…

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

       Okulumuzda, Şehitler haftası münasebetiyle, daha önce hiç görülmemiş, buram buram Çanakkale kokan fotoğraflarımızı, Çanakkale Fotoğraf sergisi düzenleyerek, sergiledik. En büyük korkuları unutulmak olan şehitlerimizi minnet, saygı ve şükranla anıyoruz. Unutmayalım, aldığımız her nefes, bu topraklar için birilerinin verdiği, SON NEFES sayesindedir. Şehitlerimiz için ömrünü adamış bir insan, Çanakkale Savaşı harp malzemeleri ve belgeleri koleksiyoneri  Seyit Ahmet Sılay, Çanakkale fotoğraflarını edinmemizi ve sergilememizi sağladığı için kendisine sonsuz şükranlarımızı sunarız.

SUYA ÇİZİLEN RESİM: EBRU SANATI

       Sosyal, kültürel ve sanatsal etkinlikler alanında ebru projemiz hayat buldu. Okulumuzda depo olarak kullandığımız bölümlerden birini daha sanatımızın hizmetine Sanat Odası olarak açtık. Amacımız suyun renklerle dansı olarak adlandırılan geleneksel ebru sanatını bütün öğrencilerimize tanıtmak, sevdirmek ve uygulatmaktır. Toprağın boyaya, boyanın suya ve suyun kağıda dokunuşunun ilginç hikayesini yazdı minik parmaklar. Gönüllü kültürel miras elçileri olduk hepimiz. Minicik yürekler ve eller ebru sanatına dokunarak, öğrenip tanıyıp sevdiler. Maksadımızın hasıl olmasının verdiği doyumu ve hazzı yaşıyoruz. Oluşturacağımız sanat odamız sadece bir yıl değil, yıllar boyu Mehmetçik İlkokulu öğrencilerinin sanat yuvası olacak.

       Ayrıca, bu sanat odasında, ebrusunu yapan kişiler pencereden gül bahçesini seyredecekler. Yine okul bahçemizin atıl olan bir bölümünü, gül bahçesi yaptık. Yaptırdığımız gül bahçesinin gülleri, adeta gönüllerde de tomurcuklarını açacak. Zira çocuklarımız, ebru yapmayı öğrendikçe açan bu tomurcuklar gibi olacaklar.

DÜNYA YEŞERİYOR, HAYALLER GERÇEKLEŞİYOR

       Bir gün telefonum çaldı. Telefonun ucundaki ses oldukça enerjikti. Bana: ‘’ Hocam, ben sizin okulunuz olan Mehmetçik İlkokulu mezunuyum.  Şu an öğretmenim. Bir proje yapıyorum. Sizi de proje ortağı yapmak istiyoruz’’ dedi. Projeden bahsetti. Dünya Yeşeriyor, Hayaller Gerçekleşiyor Projesi. Hayal kurmak geleceği makro ölçülerde yaşama isteğidir. William Russell ‘’Büyük işler, büyük hayaller kurma özelliği olan insanlarca başarılmıştır.’’ der. Hayaller, hayat tarlasından geçerken elimizden toprağa düşen tohumlardır. Bu proje kapsamında öğrencilerimize hayallerini ve hedeflerini en üst seviyeye getirip okulun içinde dikey bahçemizi oluşturduk. Atık pet şişelerden yapılan dikey bahçe, çocuklarda doğayı sevdirip yeşili koruyarak, hayallerini gerçekleştirmeye imkân veriyor. Ayrıca kullanılan pet şişeler geri dönüşüm sağladığı için çocuklarda milli gelire katkı sağlama bilinci gelişir. Dikey bahçede, pet şişelerden saksılar oluşturulup, sardunya ekilir. Bu saksılar için okulun içinde, uygun olan yerlere,  tel çitten bir duvar yaptırdık. Bu tel çit duvara, pet şişeleri alt alta asarak harika bir dikey bahçe yaptık. Astığımız bu ‘sakız sardunyalar’’ büyüdükçe aşağı doğru dökülerek bütün duvarı kaplayacaklardır. Hayallerin gerçekleşmesi için çocuklarımızın küçük dünyasını, dikey bahçeyle yeşertmemiz yeterli oldu.

       Okulumuz dış bahçesinin bir bölümünü uygulama bahçesi olarak dizayn edip, çocuklara ‘’kendi ürününü kendin yetiştir’’ sloganıyla, ekim ve dikim yapmalarını sağladık. Amacımız, öğrencilerin kendi meyve ve sebzelerini nasıl yetiştirebileceklerini öğrenmelerini sağlamaktır.

OKUL TARİHİNDE BİR İLK: MEHMETÇİK’İN SESİ DERGİSİ

       Başkentimiz Ankara’nın güzel ilçesi Mamak’ta yer alan Mehmetçik İlkokulu’nun eğitim öğretim ve sosyal etkinliklerini kendimize görev bilmiş eğitim anlayışı içindeyiz. Öğrencilerimizin sadece akademik başarılarında değil, sosyal hayatta da bir şeyler yaparak yaşamalarını ve eğlenerek öğrenmelerini sağlamayı hedefledik. Bu amaçla okulumuzda birçok faaliyet yapmış bulunmaktayız.

       1962 yılında eğitim öğretim hayatına geçen okulumuzun tarihinde ilk defa bir dergi çıkardık. Mehmetçik’in Sesi Dergisi. Öğrencilerimize ve velilerimize ücretsiz dağıttık. Dergimizde, yapmış olduğumuz faaliyetleri düzenlemiş olduğumuz etkinlikleri, öğrencilerimizle paylaştığımız iyi ve güzel anları, okulumuzdaki her çalışmamızı öğrenci, öğretmen, veli ilişkilerini bu dergimizde derledik toparladık.

       Hedefimiz; Eğlenen çocuk… Öğrenen çocuk… Başarılı çocuk… Mutlu çocuk…

 




Kaynak: Ayfer Yılmaz

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 1990 defa okunmuştur.

Mehmet Celil / 28-02-2019 20:36:00

Öğretmenlik kutsaldır. Çünkü bir ülkenin geleceğini şekillendiren öğretmenlerdir. Tüm öğretmenlerimizin ellerinden öpüyorum.

Hülya Sakarya / 15-01-2019 04:46:00

Iyi ki varsınız canım hocam sizin gibi öğretmenler hayatın ışığıdır öğrencinin en büyük şansıdır Rabbim sayınızı artırsın iyi ki varsınız Sizin dokunduğunuz her öğrenci gelecek için umuttur seviyorum sizi ❤



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EĞİTİM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
YUKARI