Bugun...



AVŞARLARDA EVLENME USULLERİ
Tarih: 11-02-2019 09:50:44 Güncelleme: 20-02-2019 13:55:44 + -


Öğr. Gör. Memduh Yağmur, Avşar Türkmenlerinde evlenme usullerini inceledi.

facebook-paylas
Tarih: 11-02-2019 09:50

AVŞARLARDA EVLENME USULLERİ

       Avşarlar ’da en önemli evlenme usulü yakın akraba evliliğidir. Sebebi ise Avşarlar’ın soya, namusa, akrabaya, birlik ve beraberliğe çok önem ver­meleridir. Aksi taktirde soyun bozulacağı, birlik ve beraberliğe gölge düşeceği, namus kavramının kaybolacağı, kabileler arasında ikilik meydana geleceği inancı vardır. Bundan dolayı kendi soylarından özelliklerini ve huy­larını bildikleri, uyuşabileceklerine inandıkları yakın akrabalardaki kız ve erkekleri evlendirirler.

       Bunun yanında kız ve erkeklerin severek evlenmeleri de gittikçe önem kazanmaktadır.

       Başka bir usul de çok az görülmekle birlikte değişik usulüdür. Evlen­dirmeye gücü olmayan aileler karşılıklı birbirlerinden kız alıp verirler ki, buna pek rağbet edilmemektedir.

       Beşik kertmesi de çok nadir görülmektedir.

       Yine çok nadir olarak görülen bir evlenme çeşidi de, kocası ölen birkadının, aile içerisindeki diğer bir kardeşle evlenmesidir. [1]

  1. KIZ İSTEME:

       Evlenme çağına gelmiş ola oğlunu evlendirmeyi düşenen baba büyük oğlu, gelini veya bir yeğeni vasıtasıyla oğluna duyurarak fikrini öğrenir. Şayet evlenmeye niyeti varsa, sevdiği veya beğendiği bir kız da varsa onun için dünür (düğür) gitmelerini ister. Şayet sevdiği yoksa ailesinin kendisi düşündükleri gelin adayını  münasip görüyorsa onu istemelerini belir­tir.

       Oğlan anası yanına iki kadın alır ve bir şeyler bahanesiyle kızın evine giderler. Kız evi tarafından karşılanarak misafir muamelesi görürler. Bu arada kız da münasip bir şekilde gelerek misafirlerini ellerini öper ki, bu kızın "görücüye çıkma" olayıdır. Şayet kız tarafının gönlü yoksa kızlarını göstermeyebilir de. Misafirler kızdan kasıtlı olarak su veya herhangi bir şeyler isterler ki, aynı anda kızı da incelemeye tabi tutmaktadırlar. Kız da gözaltından misafirleri incelemektedir. Fazla konuşmaz, çekingen ve şirin görünmeye davranır.

       Görücüler kızı beğenmezlerse geliş bahanelerini söyleyerek dönerler.

       Eğer beğenmişlerse kız anasına, "Biz oğlumuz...'dan dolayı, kızınız ...’a düğürcü geleceğiz" derler. Kızın anasının gönlü yoksa münasip bir dille bir daha gelmemelerini söyler. Şayet razıysa görücüler oğlanı ve oğlan tarafını överler ve ayrılırlar.

       Bu arada kızın anası kızına ne düşündüğünü sorar. Kızın gönlü yoksa veya oğlan beğenilmemişse, gizlice oğlan tarafına haber gönderilerek bu işin olmayacağını ve bir daha zahmet etmemelerini söylenir. Eğer kız razıysa ve oğlan da beğenilmişse görücü kadınlar tekrar kız evini ziyaret ederler. Bu defa ümitli olduklarından dolayı daha da cesaretlidirler. Tekrar kızlarını oğluna isterler. Kız anası da düğürcülerini göndermelerini ister. Bu arada olay kızın anası tarafından kızın babasına da duyurulur. Karı-koca aralarında konuşarak  düğürcülere ne cevap vereceklerini karar­laştırırlar.[2]

       Kız evinin göstermiş olduğu yumuşaklık üzerine oğlanın babası yanına hatırı sayılır, çevrenin ileri gelenlerinden, kızın babasının dost ve ah- baplarından bazı kimseleri alarak önceden haber vermek suretiyle "düğür" giderler. Kız isteyen taraf "oğlan evi", diğer taraf ise "kız evi"dir. Düğürcüler kız evine gelir ve biraz sohbetten sonra içlerinden ağzı laf yapan birisi münasip bir lisanla geliş sebeplerini dile getirerek söze başlar:

       "Allah'ın emri, Peygamber efendimizin kavli, îmam-ı Azam Hazretle - ri'nin içtihatları üzerine kızınız ...'yı, oğlumuz ...'ya istiyoruz" derler.

Ceva­ben de:

       "Allah'ın emri deyince akan sular durur. Emir Allah'ın emridir ne yapalım dostlar” denir. Fakat kız hemen verilmez. Aksi halde tenkit edilir.

       "Bir gitmeye kızını verdi, başına yük mü olmuştu" diye dedikodu olur. Ev­lendikten sonra kızın kocası, "Seni bana bir gitmeye verdiler" diye kızın başına kakar. Bu sebeple ilk gidişte istekleri münasip bir dille geri çevrilir ve diğer gelişe açık kapı bırakılır.

       Bir hafta, on gün sonra kız evine haber vermek suretiyle, önceki düğürcüleri de yanlarına alarak tekrar kız evine gidilir. Bu arada kızın akra­ba ve komşuları da orada toplanmıştır. Biraz hoş-beş sohbetten sonra, önceden gelinmemiş gibi, ilk gelişte söylenenler tekrarlanarak yeniden düğür düşülür.

       Kızım babası da "Ne yapalım komşular. Allah'ın emrine karşı gelin­mez" diyerek kızı verir. Veya düğürcülerden birini göstererek, "falanca ağa benim vekilimdir, kız onun kızıdır" der.

Görevi devralan da.

        "Ben de verdim gitti" der ve kızı bitirir.

       Bir başka kız verme adedi de, kız babası;

     "Ne yapalım komşular... falanca ağa gelmiş ben ona karşı mı durayım? Canınız sağ olsun. Ben de kendimi bir fazla ibrik su ile dökünmüş sayıyorum" diye­rek kızı vermiş sayılır. Akabinde kız tarafının oğlan tarafından gelen yakınları ellerini öperler, kucaklaşırlar. Düğürcülerden birisi Kuran okur ve dua da edilerek kız bitirilmiş olur.5

       Bitirilen gelinlik kız daha sonra, önünde kendisinden büyük bir gelin ile içeri girerek düğür gelenlerin ellerini öper. Sonra kahve getirilir ve dağıtılır ki, buna "söz kahvesi" denir. Bu arada oğlan tarafının getirdiği tatlı, helva lokum, bisküi... dağıtılarak yenir. Bu olaya Avşarlar arasında "Helva (Havla) Yeme" denir.6

       Ancak kız istemeye gelinirken sonuç belli olana kadar gizli tutulur ve söylenmesi ayıp karşılanır. Zira kız tarafı içinde, oğlan tarafı için de ayıp olarak düşünülür. Kız verilmezse "oğlanın eksiği neymiş”, kız verilirse de "kızın eksiği neymiş. Baksana verecekleri kesinmiş ki düğürcüyüz diyorlardı denilerek kınanır.

       Düğürcüler kızı bitirince birbirlerine "hayırlı olsun" diyerek işi bağlarlar. Evleri yakınsa sohbet devam eder, uzaksa dönülür. Ancak o gece misafir kalınması adettir, gönderilmesi ayıp karşılanır. Aynı gece oğlan tarafından bir yakını kız babasına:

       "... emmi, şaplağımı (tokatımı) yüzüme vur." diyerek, ne yapılması is­tendiği hakkında kız tarafından talimat alınır. Kız tarafı da yapılması gere­ken şeyleri söyler.

       30-40 yıl önceleri başlıkta (kalın) istenmekteydi ve alınan başlık parası kızın çeyizine harcanırdı. Babanın parayı harcaması ayıp görülürdü. Şimdi ise başlık parası unutulduğu gibi, alan kimseler de halk tarafından cahil ve kültürsüz olarak nitelendirilir ve dikkate alınmaz. Fakat onun yerine "süt hakkı" denilen âdeti oğlan evi yerine getire­rek, kızın annesine bir miktar para verir. Bunun miktarı yoktur ve gönüllerinden geçen miktar para verilir.

       Tabi bu geleneklerin de zamanla ve şehirleşmeyle birlikte bazı değişikliklere de uğradığını da görmekteyiz.

 

Kaynakça:

(1)Zekeriya Çalışkan, Sarız ve Çevresinde Yaşayan Avşarların Örf ve adetlerinde Dini Unsurların Sosyolojik Tetkiki (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi) Kayseri, 1992, s. 83

  1. Elif Yağmur, 1948. Tomarza Dadaloğlu
  2. Çalışkan, s. 85.

(4)  Elif Yağmur,

         (5) Çalışkan, s. 86.

 

 

 

 

 

 

 

 

 




Kaynak: Memduh Yağmur

Editör: Mehmet Karakoyunlu

Bu haber 689 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MİSAFİR KALEMLER Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
YUKARI